
Bu benzeri olmayan kişiyi, kendisi de büyük olan bir tek insan küçümsemedi: Balzac. Zaman sahnesiyle yetinmeyip kulis aralarına da bakmasını bilen o yüksek ve araştırıcı zekâ, Fouche’yi, psikoloji açısından zamanının en ilginç kişisi olarak içtenlikle tanımladı. Sözde kahramanlar ve sözde aşağılık kişiler dahil bütün ihtiraslılara kendi duygu kimyasında eşit unsurlar gözüyle bakmaya alışık, Vautrin gibi bir caniye de, Louis Lambert gibi bir ahlak dehasına da hayran kalabilen ahlaklı ile ahlaksız arasında hiçbir ayırım yapmayan ve insanı yalnızca ihtirasının yoğunluğu ve isteğinin değeri açısından ele alan Balzac, ihtilalin ve İmparatorluğun en çok hor ve aşağı görülmüş, bilerek unutulmaya itilmiş bir insanını bulup ortaya çıkardı. Sf9.
Balzac, bu ‘Deha’yı: “Napoleon’u etkisi altında bırakabilmiş tek bakan” ve daha sonra da: “Tanımış olduğum kafaların en güçlüsü,” diye anlatır. Bir başka yerde: “Düz yanlarının altında derinliği olan ve bir şeye davrandıkları sırada kavranamayıp ancak sonradan anlaşılan kişilerden biri,” der. Sf. 10
Her zaman olduğu gibi, değişebilme olanağını elde tutmak için her durumda dönüş yapma kapısını açık bırakıyor; kiliseye de tam vermiyor kendini. Sonraları ihtilal de Direktuvar’da, Konsüllükte, İmparatorlukta, ya da Krallıkta yaptığı gibi. Bir insana karşı bağlanmak ne söz, Joseph Fouché Tanrıya bile ömrü boyunca bağlı ve yükümlü kalmıyor. S.14
Her şeyden önce susabilme tekniğini, kendini gizleyebilme sanatını, ruhları okuyabilme ve psikoloji ustalığını. Bu adam ömrü boyunca yüz sinirlerinin her birine, en tutkulu anlarında bile söz geçirebilmiş, sessizlik ve hareketsizlik duvarı arkasına gizlenmiş yüzünde öfkenin, kızgınlığın, heyecanın aşırı bir dalgalanması görülmemiştir; en yumuşak sözü de, en korkunç sözü de aynı durgun ve renksiz sesle söyleyebilmiş, İmparatorun dairesin de, gürültülü halk toplantılarında da aynı sessiz adımlarla yürümesini bilmiştir. Nefsine böylesine söz geçirebilmeyi, o manastır salonları ve koridorlarında geçen yıllarda öğrenmiştir. Dünya politikası kürsüsüne ayak basmadan önce isteklerine gem vurmasını öğrenmiş ve yüzyılların rahiplik sanatının tartışmalarıyla da konuşma sanatını elde etmiştir. S.15
Fransız ihtilalinin üç büyük diplomatı Talleyrand, Sieyes ve Fouche’nin kilisede öğrenim görmüş olması belki de bir rastlantı değildir; kürsüye çıkmazdan çok önce, üçü de insan tanıma sanatı ustasıydı. S.15
Ömrü boyunca hep gölgede dolaşır, ama üç kuşağı da yolda bırakır; Patroklus, Hektor ve Aşil savaş alanında çoktan can vermişlerdir, ama hilesi bol Odisseus hayatta kalmıştır. Yeteneği, dehasından üstün geldi ve soğukkanlı davranışları bütün tutkularından daha uzun ömürlü oldu. S.19-20
Sonra şu da var: Bir ihtilalde herkesçe sevilmenin ne çabuk nefrete dönüştüğünü, halkın halkın yüceltip kutsadığını ne de çabuk çarmıha geriverdiğini ta Arras’tan beri manastır duvarları arkasında yaşadığı günlerden biliyor. Genel kurul ve anayasa toplantılarında ileriye çıkmış olanların hepsi ya da hemen hepsine yakın çoğunluğu şimdi unutuldu ya da kinle anılıyor. Mirabeau’nun Pantheon’da gömülü cesedi daha dün hakaretlerle oradan uzaklaştırıldı. Daha birkaç hafta önce yurdun babası diye göklere çıkarılan Lafayette şimdi vatan haini oluverdi. Birkaç hafta öncesine kadar alkışlara boğulan Custine ve Petion, kamuoyunda göze çarpmamaya çalışıyorlar; korkularından. Hayır, aydınlığa çıkmakta ve kendini ortaya koymakta çabuk davranmamalı, acele etmemeli; beklemeli; daha önce başkaları yıpransın, güçlerini yitirsin diye! Deneyimli Fouche, bir ihtilalin ilk adımı atanlara asla yar olmadığını, ama bir ganimet gibi sonunda üstüne oturanlara mal edildiğini biliyor. S.23
En baştaki kişiyi siper alıp öne sürmek, ama o aşırı gidince de yüzüstü bırakıvermek, en sevdiği roldür. S.24
Joseph Fouche’nin iktidar konusunda en büyük sırrı, iktidarın en aşırısını her zaman istediği halde, çoğu kişinin tersine iktidar bilinciyle yetinmesi. Ona iktidarın nişanı ve giysisi gerekli değil. Fouche son derece tutkulu, ama üne düşkünlüğü yok. Tutkusu var, ama kendini beğenmiş değil. Gerçek ve sahici bir zeka oyuncusu olarak o, iktidarın belirtilerini ve nişanlarını değil, heyecanlandırmalarını seviyor. Liktor baltasını, kral asasını, imparator tacını güçlü ya da göstermelik kişiler olan başkaları taşısın, umurunda değil; bunların parıltısı ve çok su götüren halkça sevilme mutluluğu onların olsun. Olayların içyüzünü bilmek, insanlar üzerinde etkili olmak, dünyanın sözüm ona önderini gerçekten yöneten kişi olmak, bütün oyunların en çok heyecan vereni; o büyük politika oyununu kendisini işin içine katmadan oynayabilmek Fouche’ye yetiyor. S.24
Böylesine soğukkanlı dönüvermeler, karşı tarafa böylesine pervasızca herkesin gözü önünde geçişler Fouche’nin mücadele sırlarıdır. Bütün bunlarla hayatını kurtarır. İki yanlı oynuyor. Paris’te onu aşırı ılımlı davranmakla suçlarlarsa, bin tane mezarı ve Lyon’da yıktırılmış evleri gösterebilir. Cellatlıkla suçlanırsa onu aşırı ılımlı olmakla suçlayan jakobinlerden yararlanabilir. Esecek rüzgara göre ya sağ cebinden bir acımasızlık belgesi, ya da sol cebinden insan sevgisi belgesi çıkarıverir. Şimdi isterse Lyon2un celladı olarak da, kurtarıcısı olarak da ortaya çıkabilir. Gerçekten de öyle oluyor. Bu başarılı kağıt oyunu tekniğiyle, yığınla cana kıymanın bütün sorumluluğunu açık yürekli ve dürüst meslektaşı Collot d’Herbois’nın üstüne yıkabilecektir ileride. Ama, ancak sonraki kuşakları kandırabilir. Paris’te büyük düşman Robespierre’i bütün öfkesiyle kolluyor; kendi adamı Couthon’u Lyon’dan uzaklaştırmış olmasını bağışlamayacaktır. Robespierre bu ikiyüzlü kişiyi meclisten iyi tanır. Şu sırada patlayacak kasırgadan korunuvermek için büzülmeye çabalayan Fouche’nin bütün dönekliklerini ve yön değiştirmelerini hiç kaçırmadan izlemiştir. Robespierre’in kuşkusunun demir pençesinden kimse kurtulamaz. On iki geminal günü, Kalkınma Komisyonu toplantısında Fouche’nin hemen Paris’e gelip Lyon olaylarının hesabını vermesi için gerekli buyrultuyu koparıyor. Üç ay süreyle korkunçların korkuncu yargıçlık yapmış olan kişi, şimdi kendisi, mahkeme önüne çıkmak zorundadır. S.54
Ama Napoleon’un Fouche’yi yanına almış olması onun tek avuntusudur yine de. İleriyi görmektedir peygamberce; biri ötekinden öc alacaktır. Dostlukları uzun sürmeyecektir. S.103
İşler rast giderse güvenilebilir, işler ters giderse güvenilemez kişi. Bonaparte onu azarlamıyor, cezalandırmıyor da. Ama o günden sonra ona güvenmiyor. S.105
Ama Sezar olmak isteyen kişi için bir Antonius gereklidir. Fouche, uzun süre Brutus (hatta eskiden Catilina) rolünü oynamış olmasına karşın, iki yıldır politika orucu tutmanın verdiği açlıkla, bir çeşit bataklık olmuş Senatodan imparatorluk tacını koparmaya iyice istekli görünüyor. Para ve bol bol söz veriyor oltasının yemi olarak. Oyunların en görülmemişi karşısında dünya şaşıp kalıyor. Jakobinler Kulübünün eski başkanı ve şimdilerin ekselansı öyle kuşkulu kişilerle el sıkışıyor ve uzun uzun direnip fısıltıyla konuşuyor ki, sonunda kaypak yaratılışlı birkaç kişi şöyle bir istek ortaya atıyor: “Hükümetin sürekliliğini önderin hayatından sonra da güvene alarak fesatçıların bütün umutlarını yıkacak bir sistem bulmalıyız!” bu cümlenin fazlalıklarını atınca, ömrü boyunca Konsül Bonaparte’ın arkasında veliaht bırakacak bir imparator Napoleon niyeti kalır öz olarak. Senatonun Bonaparte’a sunduğu: ‘Başladığını tamamlayarak ölümsüzleştirilmesi’ yollu o köpekçe yaltaklanma dilekçesi, belki de Fouche’nin kaleminden çıkmıştır. Cumhuriyetin kesin olarak gömülmesinde, Konvansiyonun eski milletvekili Jakobinler Kulübünün sadık başkanı, Lyon Cellâdı bir tarihte Cumhuriyetçilerin en aşırısıve bütün baskıcılara karşı olan Nantes’lı Joseph Fouche kadar canla başla kürek sallayanı pek azdır. S.118
Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!